Ben kimim, neyim???
Annesayfa (Homepage)
Taha Emre
Baglantilar (Linkler)
Kinama
Osmancik (Çorum)
Viyana (Avusturya)
Dügün fotograflari
Nisan fotograflari
Bali (Endonezya)
Singapur
Italya 1
Italya 2
Italya 3
Kahire (Misir)
Istanbul
Bursa
Ben kimim, neyim???
Gülmecelik (Jokes)
Bana yazinnnn ! . Contact me !

Hayat sergüzestim...

Dogum tarihim Miladi takvimle "28 Mayis 1974", annemin takvimiyle "dutlar oldugu zaman" :) Çorum'un sirin mi sirin bir ilçesi olan Osmancik'ta dünyaya gelmisim. Cocukluguma dair hatirladigim ilk sey, zihnimdeki ilk resim ben 3 yasindayken olan evden tasinmamiz, ama acikcasi gercekten hatirliyormuyum, yoksa anlatilanlara dayanarak uyduruyor muyum emin degilim :) Kizilirmak'in kenarindaki, merkeze biraz uzak olan evimiz zaman zaman Ali Baba'nin çiftligindeki kadar genis bir hayvan kadrosuna (inek, koyun, tavuk, hindi, kedi, köpek, vs.) ama ondan da çok çesitli meyve agaçlarina sahipti. Benim gibi meyve düskünü bir çocuk için bulunmaz firsat!! Elma, armut, ayva, incir, seftali, badem, nar, erik, visne, kayisi, dut, kiraz, ceviz agaclari beni yaz mevsimi boyunca sürekli dallarinda gezinirken görebiliyorlardi. llk kedime de o siralarda sahip olmustum, bir gün kardesleriyle birlikte eve dadanmis, aksam olup kardeslerinden münasip bir sekilde kurtulmamiza ragmen o kapkara oldugu icin karanlikta görememistik (iyiki de o gün onu görememisiz :) ve böylece artik bizim kedimiz, daha dogrusu benim kedim olmustu. Cünki ablamin da sanirim pazar yerinden bulup getirdigi bir kedisi vardi. Onun kedisi erkekti, benim ki ise disi. Ben kedime Tinikos adini vermistim, bu ad o kadar popüler olmusti ki, artik onun yavrusuna da bu ismi vermistik. Bir süre sonra ablamin kedisi ortadan yokoldu, dolayisiyla Tinikos'da artik "evin" kedisi oldu. Bu sirada evden cesitli köpekler de gelip geçiyordu, bunlardan hatirladiklarim biri Collie cinsi olan ve de dolayisiyla adi da mecburen Lassie olan, digeri de kirli beyaz tüylü, ama bizimle en çok kalan Tom'du. Bu da çok sevimli bir köpekti, oyun oynarken sakaciktan kolumu isirirdi falan :) Hayat hep böyle lay lay lomdan ibaret degildi tabi ki, kislari mecburen okula giderdik :P  Önce Gemici Ilkokulu, ardindan Nenehatun Ilkogretim Okulu ve sonra da Osmancik Lisesi... Ama okul hayati benim için hiçbir zaman zor olmadi, her zaman sinifin en çalışkan ve gözde ögrencilerindendim... En sevdigim dersler Matematik ve Ingilizce'ydi, Ingilizce'den sadece Orta 1'de yapilan ilk sinavda 9 almis, ondan sonra yapilan bütün sinavlardan hep 10 almistim, sinava girmeden hangi notu alacagimi bilirdim yani :) Ilkokulda en uzun süreli, en çok sevdigim ve ben de olumlu olarak en çok etki birakan ögretmenim Avniye Göl'dü, ortaokulda ise Selami Gözübüyük (Orta 2'deyken sinifta anlamli, eli, ayagi duzgun cümleler kurabilen tek kisinin ben oldugumu söylemisti :)) Ayrica o yil, aday olmadigim halde oy birligiyle sinif baskanligina seçilmistim :)  Ögrencilik yillarinin en zevkli yasandigi zaman ise liseydi benim icin, heralde çogu kisi için de öyledir; herkes artik cocukluktan cikmis, hem ögretmenlerle daha rahat diyalog kurabilme, hem de ders disi faaliyetlerle daha çok ilgilenme açisinden... Daha sonra hayatin dönüm noktalarindan biri olan üniversite sinavi geldi, çarpti :) Üniversite sinavina girerken oldukca mantikli ve akilci tercih yapmisim; herkes ögretmenlere, saga sola, en az elli kisiye sorarak tercih yaparken ben kendi tercihlerimi kendim yapmistim ve siralama, puanlama acisindan oldukca dogru bir tercihti, aldigim puanla girebilecegim en iyi 2. yere girmistim ki, digeri de bir baska üniversitenin ayni bölümüydü zaten :) Bugün meslek seçimimden açikçasi gayet memnunum, bana, yeteneklerime uyan, yapabilecegim bir meslek... Üniversiteyle birlikte 1991 yilinda halen yasadigim sehir olan Istanbul'a gelmis oldum. Bir sene boyunca Ingilizce hazirlik, yukarida yazdigim gibi benim icin hic de zor olmamisti. Daha sonraki yillarda ise biraz da üniversitenin havasinda olan derslere fazla önem vermeme, "takmama" gibi nedenlerden dolayi daha önce hiç bilmedigim bütünleme, dersten kalma gibi kavramlarla da tanistim :) Ama bunlara ragmen son dönem derslerinin hepsinden finalde geçerek ilk mezun olan birkaç kisiden biri oldum. O günü hiç unutmuyorum, 5 Temmuz 1996 Cuma, sabah okula gittim ve kalan 5 tane ders o gün aksama kadar teker teker açiklandi, ben hepsinden geçmistim ve yurda dönerken artik "üniversite mezunu" idim :) Mezuniyeti de burun ameliyati olarak kutlamistim, 5 gün sonra, ayin 10'unda :) 3. siniftayken, Mayis 95'te, o zamanki adiyla Continent'da (simdiki Carrefour Haramidere) kasiyer olarak part-time calismaya basladim. Cumartesi Pazarlar, ayda 8 gün çalisiyordum, ama nispeten iyi para veriyorlardi, o parayla 30 gün geçiniyordum :) Okul bittikten sonra yurttan bizi "postaladıkları için" bir arkadasimla birlikte bir eve çıktık. Istanbul'daki ilk "evim"di bu, bu arada Continent'da çalismaya devam ediyor ve is ariyordum. Çok geçmeden, meslegimle ilgili "ilk" isime girdim. Gerçi basladiktan sonra aslinda meslegimle çok da ilgili olmadigi anlasildi ama :) Çok geçmeden askerlik olayini halletmeden yasamanin bize haram oldugunu anlayip, yalvar yakar kendimi biran önce askere aldirdim. 4 Aralik 1997 Persembe günü Izmir Gaziemir Ulastirma Okulu'nda tras olup, üniformami üzerime, botlarimi ayagima geçirdim. Ilk bir iki günki yabanciliktan sonra hersey yoluna girmis ve askerlige iyice alismistim. Gerçekten de iyi yemekler, anlayisli üstler, güzel hava sayesinde "acemilik" olarak adlandirilan dönem, benim için yedeksubay oldugum "ustalik" döneminden daha kolaydi nerdeyse. Ama hersey pespembe degildi tabii; yagmurdan donumuza kadar islandigimiz, soguktan hareket edemeyecek hale geldigimiz, 8 saat içinde 22 km. yürümekten ayaklarimiza karasularin indigi de oldu tabi.. Komik, heyecanli zamanlar da vardi, 14-15 kisiyle bütün bölüge son derece gerçekçi ve basarili bir pusu sonrasi kaçarken kendimi tam bir terörist gibi hissettigimi hatirliyorum. Gaziemir'deki oyun gibi geçen bu dönemden sonra gerçek askerlik Sivas'ta basladi. Türkiye'nin en soguk yerlerinden biri olan Temeltepe'de yurdun dört bir tarafindan gelen acemi erleri egiten bir takim komutani olarak buldum kendimi... Önceden saçma buldugum seyi simdi kendim yapiyordum, hergün "safak" sayiyordum, ama eglenceliydi de. "Sayili günler çabuk geçer" sözüne bel baglamistim birazda :) Günler çabuk olmasa da geçti ve 15 Subat 1999 sabahi ben 16 ay süren askerligi bitirip Izmir'e ayak basarken, Abdullah Öcalan'da Kenya'dan uçaga binip Türkiye'de gözlerini açiyordu :) Askerlik sonrasi biraz Izmir'de, biraz da Osmancik'ta takildiktan sonra kürkçü dükkanina, yani Istanbul'a geri döndüm. Burada tekrar Beylikdüzü'ndeki eve yerlesip is arama faaliyetlerine tekrar basladim ve bir ay sonra su an halen çalistigim isyerinde ise basladim, takvimler 24 Mayis 1999'u gösterirkene. Evim isyerine kilometrelerce mesafede oldugu için evi degistirmenin zamani gelmisti ve Sisli'de su an halen oturdugum eve tasindim. Ve asil hersey ondan sonra basladi. Bazi...  
Ve tam su anda da acikcasi bu kadar uzun yazmis olmaktan sikildim, canim isterse daha sonra devam ederim...

Seviyor, sevmiyor...
 
En sevdigim hayvan: Kesinlikle kedi! Bir kedi gördügüm zaman mutlaka ona dokunmam, sevmem gerekiyor, eger yapamazsam icimden birseylerin koptugunu, eksik kaldigini hissederim. Kesin seytan tüyü var bu hayvanlarda!! Bu siralar karsi komsumun kedilerine asigim, her sabah ikisi pencerenin onune oturarak disariyi seyrediyorlar, ben de onlari... Köpekleri de her ne kadar kediler kadar çok sevmesem de, en az kediler kadar severim onlari...
En sevmedigim hayvan: Her türlü sürüngen...
En sevdigim yemek: Güzel yapildigi sürece her yemek, ama son yillarda icinde tavuk kelimesi gecen her türlü yemegi severek yedigimi farkettim... Baligi da çok severim, favorim alabalik. Küçüklükten bu yana meyveler özel ilgi alanima giriyor, meyveyi çok sevdigim icin annem bana küçükken "çöp hayvani" lakabini takmakta herhangi bir sakinca görmemisti :)
En sevmedigim yemek: Kirmizi etli hamburgerler...
En sevdigim TV programlari: Jackass (MTV)(herkesin bazi sapikça zevkleri vardir, degil mi??), Simpsonlar (CNBC-E), G.A.G. (ATV)... Ayrica icinde her türlü kedinin (aslan, kaplan, çita, vs.) yavrulariyla birlikte gorundugu, oynastiklari belgeselleri agzimin suyu akarak seyrederim...
En sevmedigim TV programlari: Hangi birini yazayim; Biri Bizi Gözetliyor, Televole ve türevleri, Esra Ceyhan'la A'dan Z'ye, içinden Reha Muhtar geçen her program...
En sevdigim bilgisayar oyunu: Need For Speed II, daha dogrusu tek sevdigim oyun. 1997'de almistim, yüzlerce kez oynadim, hala da oynuyorum, ve açikçasi bu oyunda beni yenebilen birisine rastlamadim. Iste size hodrimeydan!!!
En çok güldügüm insanlar: Cenk Durmazel ve Erdem Uygan!! Onlar insan olamaz, "out-of-this-world", radyoda yaptiklari programlar muhtesemdi, isi gücü birakip o saatte mutlaka onlari dinlerdim, birkaç kere izledigim canli performanslari da iyiydi, ama televizyona pek isinamadilar. Su siralar Cumartesi sabahlari ATV'de Elifnagme icerisinde Müzik Mahkemesi'nde kisa da olsa seyretme imkani var. Ayrica sayin Cenk Bey'i G.A.G.'da metin yazari ve seslendirmede görebiliyoruz... Eskilerden ise Edi'yle Büdü var, unutulmaz diyaloglarindan biri:
Büdü: Ne yapiyorsun Edi?
Edi: Dama oynuyorum.
B: Güvercinle mi?
E: Evet.
B: Oldukca zeki hayvan bu güvercinler...
E: Pek sayilmaz, 8 oyunun sadece 2'sini kazandi!
En tuttugum takim: Fenerbahçe
En sevdigim renk: Mavi
Ugurlu sayim: Yok öyle bir sey... Laf aramizda kendimde en taktir ettigim seylerden biri hiçbir batil inancimin olmamasidir. Sadece karabüyüye inanirim, o kadar!!
En sevdigim yabanci filmler: Shawshank Redemption (Türkiye'de "Esaretin Bedeli" adiyla gösteriliyor), Schindler'in Listesi, Rezervuar Köpekleri, Er Ryan'i Kurtarmak, Hayat Güzeldir (La Vita e Bella)... Ve her ne kadar bunlarla tezat olsada, absürd komediler; Airplane, Hot Shots, Polis Akademisi, vb...
En sevdigim yerli filmler: Selvi Boylum Al Yazmalim (Kirgiz yazar Cengiz Aytmatov'un bir romanindan uyarlanmis, Atif Yilmaz'in yönettigi, Türkan Soray, Kadir Inanir ve Ahmet Mekin'in süpper oynadigi, bir çok kez seyredip her seferinde de agladigim, süper replikleri olan film..." Sevgi nedir?? Sevgi, emektir. Sevgi, iyiliktir. Sevgi, dostluktur."...    Ve bunun kadar olmasa da ilk Türk absürd komedisi Arabesk...
En sevdigim film yildizlari: Nicole Kidman, Meg Ryan, Mel Gibson, Bruce Willis, Tom Hanks...
En sevdigim yazar ve kitap: Resat Nuri Güntekin, Çalikusu... Biliyorum, hiç karizmatik bir cevap degil ama gercek bu. Kitabi ilk 13-14 yaslarimda iken okumustum, daha sonra dizisini, filmini de seyrettim. Ama kitabi geçenlerde birkez daha okudugumda sanki ilk kez okuyormuscasina heyecan duyarak okudum :)
En sevdigim yabanci sarkici/grup: Deep Forest, The Cranberries, Bond...
Sevdigim yabanci sarkilardan bazilari: Feefifo (The Cranberries), Madazulu (Deep Forest), Corazon Espinado (Santana ve Mana, remix versiyonu)...
En sevdigim yerli sarkici/grup: Yolcular (ilahilere getirdikleri yorumlar harika), Tarkan (sesi ve yorumu, kendisi degil),  Askin Nur Yenge :)
En sevmedigim yerli sarkicilar: Serdar Ortaç, Rafet El Roman, Kenan Dogulu, Celik...
Sevdigim yerli sarkilardan bazilari: Uyan Ey Gözlerim, Ay Dogdu Üzerimize, Seyreyle Güzel (dedim ya bu aralar Yolcular'a takmis durumdayim)... 
En sevdigim sanat müzigi yorumcusu: Emel Sayin
En sevdigim sporlar: Tenis, masa tenisi, yüzme, bowling...
En sevdigim noktalama isareti: Uç nokta...
En sevmedigim seyler: Alkollu içkiler ve sigara, yerlere çöp atilmasi, etrafimda sigara içilmesi, trafik kurallarina uymayanlar, Türkce'nin özensiz kullanimi, konusurken cep telefonunun sarjinin bitivermesi, elektrik kesintileri, basörtüsü takan insanlara zenci muamelesi yapilmasi... Yazacak o kadar çok sey varki, vazgeçtim!

duomo.jpg

 

Sadece arkada güzel bir fon olarak düsünmüstük önce Floransa'da Duomo Katedrali'ni ve bu fotograf çekildiginde tesadüfen :) benimle ayni karede görünen bu yer, yakindan gidip gördügümde hayatimda simdiye kadar gördügüm yerler içinde beni en çok büyüleyenlerden bir tanesi oldu...